THE TORTURED POETS DEPARTMENT: THE ANTHOLOGY

Sanatçı
Taylor Swift
Yıl
2024
Janr
Pop
Metacritic
76/100

Bazen bir sanatçının işini bazı taktikleri kullandıktan sonra yeniden yaratmak oldukça kolaydır. Hatta bu konuyla alakalı internette Gülse Birsel esprilerine rastlamış bile olabilirsiniz. Örneğin başta içe kapanık ama ilerleyen bölümlerde karakter gelişimini tamamlamış weirdo bir tip, gayet eğitimli iyi bir aile ve onların garip komşuları, sürekli ağza sakız olabilecek tekerlemelerle konuşan ve yer yer odadaki fil olabilecek başka bir karakteri birleştirip bunlarla bir Gülse Birsel senaryosu yazabilirsiniz. (Kendisine sevgiler bu arada.)

Peki, bu Taylor Swift için nasıl işliyor? Bunun için Taylor’ın son zamanlardaki işlerine bakalım:

  • Vurucu ve uzun şarkı sözleri? ✅
  • Melankolik ama yer yer heyecanlandıran prodüksiyonlar? ✅
  • Albümden kısa süre sonra gelen ek şarkılar? ✅

Bu yaratım ve pazarlama noktalarına dikkat etmek, ortaya klasik bir Taylor Swift albümü çıkarmak için yeterli. Ancak onunki kadar etkili bir hayran gücü ve medya kapsayıcılığı için yeterli mi, emin değilim.

Taylor, geçtiğimiz günlerde on birinci stüdyo albümü THE TORTURED POETS DEPARTMENT’ı yayımladı. Albümün çıkmasından iki saat sonra da tam on beş ek şarkılık THE ANTHOLOGY versiyonunu duyuran Taylor, böylelikle dinleyicilerine yaklaşık iki saatlik ve otuz bir şarkılık yeni bir çalışma hediye etmiş oldu. Swift’in 2023-2024 yılları arasında gerçekleştirdiği Eras Tour sırasında tasarlanan albüm Post Malone ve Florence + the Machine düetleri içerirken Taylor, albümü dürtüsel şarkı yazma histerisinin en son ürünü olduğunu vurgulamış ve hayatının en içinden çıkartıp raflara koyduğu bir albüm olduğunu söylemiş. Zaten albüm eskilere mesajlarla dolu bir albüm. Her şarkıda neyi kime dediği tam olarak anlaşılmasa da, en azından ben anlamadım, albümde uyuşturucu bağımlılığından kendisinin ikinci plana atılmasına duyduğu siteme kadar tüm tatsız detaylara şahit oluyoruz.

Albümün tabii ki çeşitli ticari başarıları da var. Spotify’da tek günde en çok dinlenme ve Swift’in bir önceki satış rekorunu kırma gibi eşikleri de aşmış bir albüm. Bu tarz başarılar, Taylor’ın alışkın olduğu şeyler zira sadece yeni müzikle değil, yeniden kaydettiği eski albümleriyle de rekorlar kırmış bir sanatçı kendisi. Yalnız belki de Taylor’a dair son zamanlarda alışkın olmadığımız bir şeyle bu albümde karşılaşmış olabiliriz: Bayağılık.

İsterseniz oturun, işimiz uzun

Taylor’ın daha önce de sürpriz albüm duyuruları yaptığını biliyoruz. En son Lover’la bir era içerisinde olduğunu önceden belli etmişti. Ondan sonra gelecek olan folklore’le daha çok “Sürpriz, şu tarihte albümüm çıkıyor!” tarzında bir duyuru benimseyen Taylor’ın albümleriyle alakalı yeni hamleleri, gizem ve bulmaca çözdürme stratejisine evrildi. Gelenek bu albümle de bozulmadı. Ne var ki bu albüm, önceki işlerine nazaran bir veya birden fazla şeyi daha az içeriyordu. Şarkı sayısı dışında.

Albümde çok fazla şarkı var. Otuz bir şarkıdan ve neredeyse hepsinin bağlı olduğu ortak tema olan melankoliden bahsediyoruz. En son bu kadar uzun bir albümü Chris Brown’un 2019 çalışması Indigo’da görmüştüm. Bir albümde ne kadar çok şarkı varsa albüm doğru orantılı olarak o kadar da yoğun içi boş şarkı içeriyor. Bu durum Taylor için de değişmemiş ne yazık ki.

Albüm oldukça olgun ve bu büyüme, Taylor’ın çığlıklarında ve yaptığı düet seçimlerinde bile hissediliyor ancak olgunluk, albümün kalitesini sorgulama aşamasında etkisini iyiden iyiye yitirmiş gibi. Sahip olduğu pazarlama dehası ve kurduğu iletişimle çoğu zaman sağlam adımlar atan Taylor’ın bu yeteneği gelişirken sanatsal açıdanki vizyonerliğinin aynı oranda olmasa bile belli bir nebze geri kaldığına bu albümle tanık olmuş olduk.

Aceleye getirilmişlik hissi otuz bir şarkının birinde olmasa bile birinde kendini belli ederken bu şarkılarda Taylor’ın vokal performansını önemli ölçüde zedeleyecek herhangi bir parça da yok. Tüm ekip, albümü yıldız yapacak olan öğelerin Taylor’ın ne söylediği ve bunu melodik olarak nasıl söylediğinin farkında. Bu yüzden albümün minik detaylarında kendini belli eden küçük aksaklıkları, mikrofona yansıyan peh sesleri gibi, kimse umursamamış. Buna rağmen özellikle So Long, London şarkısının başındakine benzer, bazı şarkılara eklenmiş harmonik dokunuşlar albümü Taylor’ın hayal ettiği kadar soyut kılmakta başarılı olmuş.

Yaşadım, gördüm, şarkısını yaptım

THE TORTURED POETS DEPARTMENT, tema olarak birden fazla noktaya değiniyor. Kalp kırıklığı ve aşk en ağır basan temalar arasında ancak bazı şarkılarda ün ve kendini yeniden keşfetme gibi başlıklara da dokunuluyor. Sadece soyut duygulara değil aynı zamanda gerçek şehir ve mekânlara da atıfta bulunan Taylor, Yunan mitolojisi ve eski aktirslerden de sözlerinde bahsediyor.

Son dört sene içerisinde yepyeni dört albüm ve birden fazla re-record çıkarmış olan Taylor’ın üretken olduğunu hepimiz biliyoruz. Yine de bunu bize hatırlatmak istemiş olacak ki I Can Do It With a Broken Heart şarkısında “Çokça ağlıyorum ama aynı zamanda çok da üretkenim.” dizelerini buluyoruz. Bu şarkı ek olarak bizi ters köşe yapan da bir şarkı çünkü prodüksiyonu gereği hareketli olmasıyla diğer şarkılardan ayrılıyor ve kendimizi bir anda Midnights evreninde buluyoruz.

Albüm, Post Malone düeti Fortnight ile soyut ve duygusal bir tonda açılıyor ve devamında da pek farklı devam ediyor diyemeyiz. Şu anda Amerikan futbolcusu Travis Kelce ile hem göz önünde hem mutlu bir ilişki sürdüren Taylor, THE TORTURED POETS DEPARTMENT ile önceki iki erkek arkadaşı Joe Alwyn ve The 1975 solisti Matty Healy’e vedasını şarkılara gizlediği çeşitli mesajlarla yapıyor. Londra’da Alwyn’le geçirdiği zamanlara dair birtakım anıları “Bizi en moralsiz zamanlarının tanrılarına kurban etmiştin. … Sinirliyim çünkü burayı çok sevmiştim.” diyerek anlatan Taylor, eski sevgilisini de Londra’yı da artık geride bıraktığını böyle tarif ediyor.

Yine bir başka hüzünlü hikayeyi Fresh Out The Slammer şarkısındaki “Arkadaşlarım çok uğraştı ama onları dinlemedim. Gülüşünü kısacık bile görebilmek için her gün bak nasıl eridim.” dizeleriyle yakalıyoruz. İddialara göre şarkının odağındaki isim bu sefer Matty Healy. Kendisiyle tutukulu ama bir o kadar da çalkantılı bir ilişki yaşayan Taylor, şarkıda samimiyetinden ödün vermeyerek içinde bulunduğu zorluğu satır aralarında durdurak bilmeden ortaya döküyor.

Yine de sadece toksik ilişkilerden öte bir şey anlatmıyor mu albüm? Hayır, ün ve onun getirdiği toplum eleştirisine de But Daddy I Love Him ve Who’s Afraid of Little Old Me? gibi şarkılarda yer verilirken albümde, olumsuzluklara rağmen ilerlemeyi ve kendimizi keşfetmeye devam etmeyi sürdürmemizi söyleyen mesajlar da görüyoruz. Tıpkı Clara Bow’da “Gelecek parlak, göz kamaştırıcı.” dendiği gibi…

My Boy Only Breaks His Favorite Toys

“Kendimi toparladığımda
beni çok özleyecek.”

Son söz

THE TORTURED POETS DEPARTMENT, oldukça ve acımasızca kişisel bir albüm. Aynı zamanda melankolik, gerçekçi ve bir o kadar da önceden tahmin edilebilir bir iş. Oldukça bereketli bir sanatçı olan Taylor’ın yaptığı şey, en temelde yaşadıklarını anlatmak aslında. Bunu her albümle yapıyor: Bazen foklore ve evermore’daki gibi sadece masal anlatırken bazen de tıpkı bu albümde olduğu gibi dürüst olup ne yaşadıysa onlardan bahsediyor.

Değişmeyen bir şey varsa o da Taylor’ın söz yazarlığındaki yeteneği. Bir cümleyi direkt olarak söylemek yerine onu soyutlaştırıp anlatmak zaten kendisine yazar denen insanların yapabileceği bir şey. Ek olarak vokaline uygun melodilerden ilerleyen sanatçının risk almamaya devam etmiş olması da yine albümü melodik olarak kulağa hitap eder bir halde kılıyor.

Değişen bir şey varsa o da kaybolan orijinallik ve heyecan vericilik. Öyle ki sürekli aynı prodüktörlerle çalışmak, aynı türlerde üretmek ve aynı stratejiyi izlemek bir süre sonra Taylor’ın bile söz yazarlığının önüne geçebilir bir olumsuzluk gibi geliyor bana. Midnights albümündeki Vigilante Shit şarkısının ne kadar heyecan verici olduğunu hatırlayın. Bir an için reputation albümüne geri döndüğümüz şarkı, görevini çok iyi üstlenip albümdeki yumuşak ve mayıştıran havayı bir anda dağıtıyor ve bize albümü dinlemeye devam etmek için gerekli odağı geri veriyor. Bu albümde de benzer bir durumu yaşıyoruz ama otuz bir şarkılık bu albüm için yeterince güçlü bir hamle olmuyor o ne yazık ki.

Albümü dinlemek üzüyor. Bir insanın toksik ilişkilerinden iyileşmesi kolay olan bir şey değil. Kendi gücünün farkında olan Taylor’sa şu an mutlu. Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunda bununla yüzleşmek için gerekli güce sahip olduğunu biliyor. Kendini yenileme konusunda da aynısını yapacağını umduğum Taylor’ın sıradaki albümüne olan beklentim bu yüzden yüksek. Çünkü bir şeylerden sıkılmaya başladığımı anladıktan sonra ondan umudu kesmek yerine devamının nasıl olacağını görmeyi daha heyecanla bekliyorum.

THE TORTURED POETS DEPARTMENT: THE ANTHOLOGY
Taylor Swift
3